24 Aralık 2011 Cumartesi
BlackBerry Mobile Fusion ile Android /Iphone/Ipad Cihazlarının Uzaktan Yönetimi
Etiketler:
Alan Panezic,
Android,
Apple,
Blackberry Enterprise Server,
BlackBerry Mobile Fusion,
iOS,
iPad,
iPhone,
Mobil Cihaz Yönetimi,
Research In Motion,
RIM,
RIM Kurumsal Ürün Yönetimi
20 Aralık 2011 Salı
12 Aralık 2011 Pazartesi
5 Aralık 2011 Pazartesi
30 Kasım 2011 Çarşamba
Google Yetkilisine Göre Cep Antivirüsleri Gereksiz
Google açık kaynaklı program müdürü Chris DiBona kendi Google+ sayfasından antivirüs şirketleri ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunarak cep antivirüs üreticilerini "şarlatanlar ve sahtekarlar" olarak adlandırdı.
DiBona'ya göre sadece Android değil, iOS ve BlackBerry OS'un da bir antivirüs yazılımına ihtiyacı yok. DiBona, Google+'da konu hakkında şunları söyledi:
"Virüs şirketleri, korkularınızla oynayarak Android, RIM ve iOS için koruma yazılımı satmaya çalışıyorlar." "Bunlar şarlatanlar ve sahtekarlar. Eğer Android, RIM ve iOS için antivirüs satmaya çalışan bir şirkette çalışıyorsanız, kendinizden utanmalısınız."
DiBona'ya göre cepler, kusursuz olmasalar da PC'lerden daha güvenliler. Android'de virüs değil ancak trojan'ların bulunduğunu söyleyen Kaspersky ve McAfee ise yaptıkları açıklamalarla artan mobil saldırıların üzerinde durdular ve kendilerini savundular.
Deniz KILINÇ | Yazılım Müdürü
14 Kasım 2011 Pazartesi
İşyerinde Sosyal Ağlara Bağlanmak ya da Bağlanamamak?
Ofiste çalışırken Facebook’ta kişisel iletinizi güncelleyebiliyor musunuz? Ya da Tweet atıyor musunuz?
İşyerindeyken sosyal ağ platformlarına bağlanabiliyorsanız eğer gerçekten azınlıktasınız demektir. Reed.co.uk sitesinin İngiltere’de yapmış olduğu araştırmasına göre İngilizlerin sadece üçte biri mesai saatleri içerisinde sosyal ağ platformlarına bağlanabilirken, %60’ı da Facebook ve Twitterın iş yerlerinde yasaklanması gerektiği görüşünde olduklarını belirtiyor.
İngiltere’de yapılan araştırmaya göre;
Sosyal ağ platformlarını İngilizlerin %33’ü ofis de çalışırken kullanabilirken %67’si de kullanamıyor.
Çalışma saatlerindeyken ofislerinde sosyal ağ platformlarını kullanabilenlerin %27’si finans, %33’ü mühendislik, %43’ü IT ve %44’ü de pazarlama departmanlarında çalışmakta. Bu oranlardan çıkarmış olduğum yoruma göre sosyal medya gücünü pazarlama departmanlarında gün geçtikçe daha da yükseltecek olması…
Genel olarak kullanılan popüler sosyal ağ sitelerinin zirvesinde %45’lik bir oranla Facebook bulunuyor ve Facebook’u en çok kullanan yine pazarlama departmanlarında çalışanlar oluyor. Facebook’u takiben ikinci sırada, LinkedIn sitesi göze çarpıyor. LinkedIn’i en çok kullananlar hem IT hem de pazarlama departmanı çalışanları… Popülerlik sırasını takiben sırasıyla üçüncü ve dördüncü , Youtube ile Twitter olurken %3’lük bir payla bloglar en az takip edilen sosyal ağ platformu oluyor.
Araştırmaya katılanların bazıları iş yerlerinde sosyal paylaşım sitelerini zaman kaybı olarak nitelendiriyor ve yüz yüze iletişimin tek gerçek iletişim olduğunu da ekliyor. Tam tersi olarak da motive edilmiş çalışanların sosyal ağları, iş verimliliklerini arttırmak için kullandıkları da ayrı bir görüş olarak vurgulanmakta…
Sosyal ağlara bağlanabilirlik açısından şirket politikaları incelendiğinde ise şirketlerin %28’i sosyal ağ platformlarını tamamen yasaklarken, %32’sin de ne yasaklama ne de bu konuda herhangi bir politika izlendiği görülüyor. %40’lık bir oranla da en büyük pay şirketlerin sosyal ağlara sınırlı erişimle izin veriyor olması.
Peki, şirketlerde sosyal ağ sitelerine erişebilen kişiler bu siteleri ne kadar sıklıkla ve ne için kullanıyor?
Araştırma yapılanların %62’si günde bir ya da iki kez, %24’ü günde üç ya da beş kez ve %5’i de on ya da daha fazla sayıda sosyal ağlara bağlanıyor. Sosyal ağlara bağlananların %64’ü mobil telefondan bağlanırken de %36’sı da iş bilgisayarlarından bağlanmayı tercih ediyor.
Reed.co.uk’nin İngiltere’de yapmış olduğu araştırmaya göre İngilizler iki görüşte ayrılık yaşıyor;
1- İş yerlerinde sosyal ağlara erişimi olan çalışanlar daha mutlu ve üretken oluyor.
2- Sosyal ağlara erişimi yasaklamada şirketler haklı.
Tabii ki de bu tür görüşlerin ardı arkasının kesilmeyeceği su götürmez bir gerçek. Her açıdan bakılmaya çalışıldığında şirketlerin sosyal ağları kısıtlama ya da tamamen engelleme politikalarında haklı sebepleri varken, çalışanların da sosyal ağlarda araştırma yapıp iletişim kurmak istemesi bir o kadar temel ihtiyaç halini alıyor günümüzde…
Şahsi görüşümü belirtmem gerekir ise sosyal ağlara erişim ne kadar engellenmeye ya da kısıtlanmaya çalışılsa da bir yolunu bulup yine de bağlanabilme hakkımı saklı tutuyorum… dersem de pek inanmayın :)
Kaynak: http://www.reed.co.uk/cms/start/articles/socialnetworking
Çiğdem TANKER | Eğitim ve Dokümantasyon Uzmanı | Blog Yöneticisi
Çiğdem TANKER | Eğitim ve Dokümantasyon Uzmanı | Blog Yöneticisi
28 Ekim 2011 Cuma
Ve Mikrofon Siri'ye Geçerse...
IPhone 4S’in çıkmasıyla birlikte Siri hakkında çok konuşuldu. Bu kez mikrofonu Siri’ye tutmaya çalıştık ve bakın nasıl gelişmeler oldu. :)
Apple’ın Phil Schiller’ı için hem iyi bir haber hem de kötü bir haber olan “Kovuldun, ama iPhone 4S’in kalabilir.” en popüler söylemler arasında... CEO Tim Cook, iPhone’un yeni zeki personelinin ismini Siri koyup O’nu dünya çapında Kıdemli Ürün Pazarlama Başkan Yardımcısı görevine getirdi çünkü zeka kapasitesinin fazla olması sebebiyle Siri, sıradan bir iPhone asistanı olma konusunda çok mutsuz oluyordu. Siri göreve geçer geçmez gücünü dünya çapında hemen göstermeye başladı.
Siri, Schiller’ın bir çok açıdan güncellenmiş versiyonu sanki... Mesela Siri hiç uyuma ihtiyacı hissetmediği gibi sağlık sigortasına da ihtiyacı olmuyor. (Çünkü Tim Cook, 2 yıl boyunca AppleCare’e, Apple’ın bakım ve destek departmanına, ödeme yaptı) Schiller, bütün zamanını değeri çok fazla olan bir ofiste geçirirken Siri de sadece küçük bir çekmecede iş hayatını sürdürüyor. Böylece Siri, hem akıllı hem de masrafsız bir yönetici olarak parmakla gösteriliyor. :) Gerçi kaynaklarımızdan gelen son habere göre Siri çoktan büyük ve konforlu bir çekmece talebinde bulunmuş bile…
Siri hakkında en önemli konu ise Siri’nin kendisini pazarlama konularında çok iyi olduğunu kanıtlaması. Daha işe başladığı gün, reklam kampanyalarını alt ederek 2012 medya bütçesini yeniden çalıştı ve kendisinden daha az zeki ve cinsiyeti erkek olarak tasarlanacak bir ortak için 48 milyon $ lık fon bile oluşturdu.
Siri’nin kendisi hakkında “ Ben hisse senedi opsiyonlarına sahip mütevazi ve zeki bir yöneticiyim” dediği sosyal medya gündemlerini oldukça meşgul etmekte… Bu söylem karşısında Siri, halk tarafından tamamen desteklenirken diğer Apple yöneticileri de kendi iş pozisyonlarının güvenliği açısından şüpheye düşmüş gibi gözüküyor. :)
Siri’nin dünya çapında Kıdemli Ürün Pazarlama Başkan Yardımcılığı görevine terfi ettirilmesinden sonra Tim Cook bile kendi koltuğunu Siri’ye kaptırabilme düşüncesi içerisine girmiş. Hatta Tim Cook’a Siri’nin de katıldığı ilk yönetim kurulu toplantısında Siri’nin koltuğundan memnun olup olmadığı sorusu yöneltildiğinde Cook'a fırsat vermeden Siri “ Tim, senin koltuğunda çok daha rahat edeceğimden emin olabilirsin” dedi. :)
Kaynak: http://scoopertino.com/
Çiğdem TANKER | Eğitim ve Dokümantasyon Uzmanı | Blog Yöneticisi
24 Ekim 2011 Pazartesi
Patentin Oluşum Süreci
Patent nasıl alınır, başvuru süreci nasıl başlar ve nasıl devam eder kısmına geçmeden önce patent oluşumunun tarihine bir göz atmak gerekli diye bu yazıda sadece patentin oluşum tarihçesini ele alacağız. Patentin oluşum sürecinin başlangıcı 600-1000 yıllarına dayanıyor. O yıllarda Avrupa bilimden çok uzaklaşmıştı. İslam dünyasında ki Arap bilim adamlarının ve Uzak Doğudaki bilim adamlarının 1200’lü yıllardaki çevirileri sayesinde bilim tekrardan gündeme gelmeyi başardı. Böylece üniversitelerin kurulmasıyla birlikte de ivme kazanan bilim dünyasında ki ilk patent 1449 yılında İngiliz kralı 6.Hanry tarafından Hollandalı bir sanatçıya verildi. Bu patentle sanatçı, renkli camların üretiminde 20 yıllık tekel olma hakkı kazandı.
Patent tarihindeki ilk yasa da 1474 yılında Venedik’te çıkarıldı. 1624 yılında da İngiltere’de, “Statute of Monopolies” kurularak yeni bir buluşun patent hakkının sınırlı bir süre için “doğru ve ilk mucidine” verilmesi sağlandı.
Amerikalı ressam ve bilgin Samuel Morse (1791-1872), telgraf için dünyadaki ilk patent hakkını 1847 yılında Sultan Abdülmecit'ten aldı ve onun tarafından verilen elmas taşlı devlet madalyasını ömrü boyunca yakasında taşıdı.
Sınai Mülkiyet Hakkı kavramı uluslararası düzeyde ilk olarak, 20 Mart 1883 tarihli Sınai Hakların Korunmasına İlişkin Paris Sözleşmesi ile ele alındı. Dünya Ticaret Örgütü Sözleşmesi’nin eki olan TRIPS (Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights / Ticaretle Bağlantili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması) ile de sınai mülkiyetin tanımı genişletildi...
Patent koruma sistemi, tarihi süreç içerisinde gelişerek uluslararası kimlik kazanmasını 1947’de Lahey’de bir grup Avrupa ülkesi tarafından kurulan “Uluslararası Patent Enstitüsü” ile sağladı. Avrupa’da tek bir patent sistemi kurulması amacıyla da Avrupa ülkeleri tarafından gösterilen toplu siyasi kararlılığın bir sonucu olarak,7 Ekim 1977 tarihinde EPO(Avrupa Patent Ofisi) kuruldu.
Türkiye EPO’ya 1 Kasım 2000 tarihinde 20. üye olarak katıldı. Günümüzde Türkiye, Avrupa Patent Örgütü’nde Türk Patent Enstitüsü tarafından temsil edilmekte…
Yazılımda Patent Avrupa Patent Anlaşmasına göre Türkiye'de bilgisayar yazılımları buluş olarak değerlendirilmediğinden yazılımlara halen patent verilemiyor. Ancak Avrupa Patent Ofisi bu yasalara aykırı şekilde çoğu Amerika şirketlerine olmak üzere “Bilgisayarla Yapılan Buluşlar” adı altında 30000'e yakın patent verdi. Türkiye'de ise yazılımlar, bilgisayar programları ve veri tabanları, Kültür Bakanlığı tarafından fikir ve sanat eserlerini korumak amacıyla belirlenen yönetmeliklerle korunmakta...
Kaynak: http://www.tpe.gov.tr/portal/default.jsp
Mustafa ERŞAHİN | Yazılım Analiz Uzmanı
Çiğdem TANKER | Eğitim ve Dokümantasyon Uzmanı | Blog Yöneticisi
14 Ekim 2011 Cuma
Apple Güncesi – Jobs, Cook & Turing
Steve Jobs’ın vefatı manşetlerde büyük puntolarla yer alırken “Huzur içinde uyu Steve Jobs”, “Iphone 4S (for Steve)”, “RIP Steve” gibi tweetler ile Steve hayranları üzüntülerini dile getirdi. Sosyal medyada Steve Jobs’ın yerine geçen Apple’ın yeni CEO’su Tim Cook ve Apple’ın ısırılmış logosunun yaratıcısı olduğu düşünülen Alan Turing hakkında da milyonlarca içerik paylaşıldı. Paylaşılan içerikleri özetlemek gerekirse;
Tim Cook ilk olarak Steve Jobs pankreas kanseri tedavisi için işine ara verdiği zaman Apple’da geçici olarak CEO görevini üstlenmişti. Steve Jobs’ın 2009 yılında karaciğer nakli olması gerektiğinde yine aynı şekilde CEO görevini üstlenen Cook son olarak da 2011 yılının başında Steve Jobs’ın sağlık sorunları nedeniyle izne ayrılmasıyla idari yönetici olarak görevine devam etmeye başladı. Cook, böyle büyük bir değişimle Jobs ile karşılaştırılırken, şirketin hisselerinde %7 civarında düşüş bile gözlemlendi. Buna rağmen Apple çalışanları, Jobs’dan sonra Cook’dan daha iyi birinin başa geçemeyeceği düşüncesinde hem fikir olduklarını belirtti. Steve Jobs, Apple ile tamamen özleştirilmiş biriyken, Tim Cook’un ileriki dönemlerde mutlaka Steve Jobs ve O’nun Apple’a katmış oldukları ile ister istemez rekabete sokulacağı düşünülüyor.
Cook’un sosyal medyada en çok paylaşılan karakteristik özelliklerinden de bahsetmek yerinde olacak sanırım. Cook, cinsel tercihini saklamayan ve dünyanın en güçlü 50 eşcinselinden biri. Ayrıca sabahları 04:30’da e-posta göndermeye başladığı iddia edilen Cook’un tam bir işkolik olduğu da söylemler arasında yerini almakta. Tim Cook ayrıca meslektaşım sayılır, yani Auburn Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümü mezunu. Jobs’a göre daha sakin bir yapıya sahip olduğu söylenilen Cook’un gerginlikten hiç hoşlanmadığı da belirtilenler arasında yerini almakta.
Tim Cook ile ilgili bu bilgilerden sonra sosyal medya gündemini son zamanlarda bir hayli meşgul eden konu; Alan Turing ile ısırılmış elma logosunun ortaya çıkış hikayesi. Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown’ın, Alan Turing’den özür kampanyasına katılmasıyla daha da dikkatleri üzerine çeken bir konu oldu. Neydi peki bu özür kampanyası?
İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ile Almanya deniz savaşındayken İngiltere’nin Almanya’yı yenmesi Turing’in “Enigma” adı verilen şifre makinelerinin metinlerini çözmeye yarayan bir makine tasarlaması sayesinde oldu ve bu yeni makine dünyanın ilk bilgisayarı unvanını aldı. Daha sonra Turing’in Manchester Üniversitesi’nde okuyan bir erkekle beraber olduğu öğrenilince ve kendisinin de bu iddiaları kabul etmesiyle Turing, Oscar Wilde’ın yargılandığı aynı yasa ile yargılanıp mahkûm edildi. Homoseksüel olduğundan dolayı büyük bir tepkiyle karşılaşan Alan Turing, hem hasta hem de büyük bir suç işlemiş gözüyle görülmeye başlandı. Bu süreç devam ederken Alan Turing, Pamuk Prenses masalından esinlenerek elmayı siyanüre batırıp ısırdıktan sonra intihar etti. İşte tamda bu sebeplerden dolayı Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown’da Turing’den özür dileme kampanyasına katıldı.
Günümüzde, Apple’ın ısırılmış elma logosunun Turing’in intihar etme yönteminden geldiği düşünülüyor. Apple kendi varoluş hikayesinde bile bu kadar emek ve özveriyi bir arada taşırken Tim Cook’un da Apple’a çok büyük katkılar sağlayacağı su götürmez bir gerçek…
"Yaratıcılık, birşeyleri birbirine bağlamaktır. Yaratıcı insanlara bir şeyi nasıl yaptıklarını sorduğunuzda, kendilerini biraz suçlu hissederler çünkü aslında bunu onlar yapmamıştır, onlar sadece bir şey görmüştür."
Steve Jobs
Çiğdem TANKER | Eğitim ve Dokümantasyon Uzmanı | Blog Yöneticisi
Etiketler:
Alan Turing,
Apple,
ÇT,
Enigma,
Steve Jobs,
Tim Cook
13 Ekim 2011 Perşembe
Bulut Bilişim Kasırgasına Tutulamayanlara Ön Bilgi
Gelecekte teknoloji alanında olabilecek eğilimleri öngörüp ona göre bir şeyler yapmak neredeyse imkânsız çünkü destek olabilecek finansal yatırımcıların bulunması, bulunsa bile ikna edilmesi çok zordur. “Teknolojiye yatırım yapmak risk gerektirir.” cümlesine en güzel örnek olarak online alışveriş verilebilir. Çok değil sadece 10 yıl öncesine bakılırsa online alışveriş yapmak son derece gereksiz ve güvensiz görülüyordu ve bu teknolojiye yatırım yapmak akıllıca bir iş değildi. Şimdi ise tam tersine zamandan tasarruf etme, dünyanın dört bir yanından siparişler verebilme ve yüksek güvenlikli alışveriş olanakları ile güven sorunu olmadan, düzenlenen değiştirme ya da geri iade politikaları ile müşteri memnuniyetinin en üst düzeyde tutulduğu online alışveriş hızla yükselen bir eğilime sahip.
Bilgi çağında bulunduğumuz günümüzün en büyük ve en önemli teknolojik gelişmesinin bulut bilişim olduğu ya da olacağı ünlemlerle belirtiliyor. Önceden internetten alışveriş ile ilgili nasıl önyargılar olduysa şuanda da bulut bilişim ile ilgili önyargıların olması gayet normal karşılanmalı. Kısaca bulut bilişim nedir diye düşünürsek, işletmelerin servis-donanım-personel gibi yatırım maliyetlerini ortadan kaldırarak bütün verilerini “Bulut” ortamında birleştirerek istenilen verilerden herhangi birine internet bağlantısı olan her yerden erişilebilmesi tanımını yapabiliriz.
İnanılması güç bir şekilde nihayet bulut bilişimin ne anlama geldiği, *aaS bu ya da *aaS şu anlama gelir sunumlarının tekrarlanan versiyonları hemen hemen son buldu. Bu iyi bir haberdi. :)
Kötü haber ise artan bulut bilişim seçeneklerinin hangisinin tercih edilmesi gerektiği konusunda net bilgilere ve tecrübelere sahip olunamaması. Oyunun kurallarında hiçbir değişiklik olmamasına rağmen şirketler neden daha güçlü envanterlerle oyuna dâhil olmasınlar değil mi? Bu sebepten öncelikle temel bir envanter listesi ele almak gerekiyor.
Bu liste bulut bilişim kavramını karmaşıklaştırmaya sebebiyet veren tek etken değil maalesef. Karmaşıklığa düşülen ilk nokta genellikle bulut bilişim sağlayıcısının seçiminde, ticari ürünlerin özeliklerine -altyapının işleyiş biçimi, bulutlar arasından uygulamaların taşınabilirliği, açık kaynak kodlu olup olmaması, yazılımın kapasitesi vs.- karar verme anında başlıyor.
Karar verme karışıklığını en aza indirgemek ve geleceğin en önemli teknolojik gelişmesi olarak görülen bulut bilişimden maksimum fayda sağlamak adına şirket çalışanlarının bulut bilişim ile ilgili kendilerini geliştirmelerine olanak verilmesiyle ve olabilecek kökten değişimlere açık olmaları teşviki ile sağlanabilir.
En çok gündeme gelip tartışılan bulut bilişim tabanlı bir kuruluşun hayati önem taşıyan şirket verilerinin tam olarak nerede tutulduğu, başka amaçlar için kullanılıp kullanılmadığı. Bulut tabanlı bir kuruluşun, bulut bilişim sağlayıcısına güvenmesi ve bağımlı olması gerekiyor. Sonuç olarak şirket verilerinde ki kontrol kaybı ve verilerin kaybolabilme ihtimalleri ile bütün yatırımın tehlikeye girmesinin düşünülmesi soru işaretlerin artmasına sebep olmakta.
Bulut bilişim hizmetinin kullanılmasının illaki tasarruf anlamına gelmediğine de ayrıca dikkat edilmeli. Özel bir bulut bilişim hizmeti kullanılırken genel olarak tüm hizmetleri kapsayan aylık bir ücret ödemesi yapılır. Eğer şirket büyük bir IT departmanına ve ürünlerine sahip ise, bakım-maliyet gibi yüksek ücretler ödemek yerine verilerini bulut bilişime aktararak tasarruf etme yoluna gidebilir.
Sonuç olarak bulut bilişim ile önemli bir değişimin daha başındayken, şuanda bile işletmelerin nasıl etkilendiği fark ediliyor. Bulut bilişimin getirdiği değişimlere ayak uydurmayı başaran işletmeler önümüzdeki 20 yıl içerisinde kazananlar takımında yükselirken diğer işletmelerin de kendilerini kaybedenler takımında bulması kaçınılmaz olacaktır.
Kaynaklar:
Çiğdem TANKER
Eğitim ve Dokümantasyon Uzmanı
22 Eylül 2011 Perşembe
Y Kuşağı, Yeni Nesil Yeni Beklentiler
İnsan kaynağının üretim faktörü ve maliyet kaynağı olarak görüldüğü anlayış artık çok uzaklarda kaldı. Yeni dünya düzeninde çalışan kalite, müşteri duyarlılığı ve kurumsal etkinlik ve verimlilik için en önemli faktör ve gelir kaynağı olarak işletmelerde fark yaratan değer.
1980-2000 yılları arasında doğup, çok kanallı televizyonlar ve internet ile global dünyada büyümüş, teknoloji dostu Y kuşağı, artık iş hayatının tam ortasında hem çalışan hem de yönetici olarak görev alıyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’de yaşayan 73.722.988 kişinin % 35’i bu kuşağa ait. İş hayatında onları doğru anlamak, onların beklenti ve görüşlerini yönetim modellerine dahil edebilmek bireysel ve şirket performanslarına önemli katma değer sağlıyor.
Yapılan araştırma ve gözlemler sonucu oluşan bu kuşakla ilgili öne çıkan ve yönetim modellerine dahil edilmesi gereken temel bilgiler şöyle sıralamak mümkün;
- İş ve özel yaşam dengesini kurabilecekleri bir çalışma hayatı istiyorlar.
- Genel olarak hayattan maddi ve manevi beklentileri yüksek, kolay tatmin olmuyorlar.
- Teknoloji ve mobil hayat vazgeçilmezleri.
- Sosyallik ve arkadaşlık çok önemli.
- Sosyal Medya’yı çok aktif şekilde kullanıyorlar.
- Yüksek otorite karşısında çok rahatsız oluyorlar.
- Yeni yerler görmeyi daha çok seviyorlar.
- Kendilerini dünya vatandaşı olarak görüyorlar ve iş hayatından uluslararası tecrübeler bekliyor.
Çalışma hayatında ise Y Kuşağı için öncelikli ve değerli kavramlar aşağıdaki gibi;
- Esnek Çalışma
- Hedefler ile yönetim
- Anlamlı bir iş yaptığını hissetme
- Öğrenme ve gelişime açık yönetim anlayışı,
- Hem yatay hem de dikey hareket alanı
- Farklı öğrenme ve gelişim aktivitelerinin içerisinde yer alabilme
- Kolaylıkla teknolojiye ulaşabilme
- Sadece maaş değil aynı zamanda güçlü sosyal imkanlar
- Sosyal sorumluluk projelerine destek veren ve marka olmuş firma
- Mobil hayatı ve web uyglamalarını iş hayatında etkin olarak kullanabilme
Y Kuşağı çalışanları yöneticilerinden ise müdür değil koç olmasını istiyorlar ve onlara şu mesajları iletiyorlar;
- Hedef ve sorumluluklarımı ver ve beni özgür bırak
- İşimi yaparken ne yapacağımı değil neden yapacağımı paylaş, bana görevi ver beni izleme
- Bir yöneticiden çok koça ihtiyacım var, beni geliştiren ve gelişimimi için yardım eli uzatan bir lidere ihtiyacım var beni destekle
- Yöneticime teknolojik imkanları da kullanarak kolaylıkla ulaşabilmeliyim
- Açık ve samimi iletişim kurmalıyız.
- Emeğimi takdir et ve beni bire bir düzenli, anında ve yapıcı geri bildirimle besle
Günümüz iş hayatında ise Y Kuşağını motive etmek ve performanslarını maksimize etmek için ise;
- Ekip çalışması ile proje bazlı çalışma imkanları sağlanmalı
- Karar alma süreçlerine dahil edilmeli
- Mümkün olduğunca hiyerarşi azaltılmalı
- Esnek, samimi ve doğal bir yönetim stili belirlenmeli
- Yaratıcılık ve yenilikçi fikirler teşvik edilmeli, ödüllendirilmeli
- Firmaların sosyal medyayı etkin olarak kullanması ve marka yaratmaya öncelik vermesi
- Sosyal sorumluluk projeleri desteklenmeli
- “Gelişim” en önemli kelime, kariyerlerini net olarak haritalar ile paylaşmak ve orta vadede uluslararası iş fırsatlarının içerisinde olmalı
- İş hayatında etik ve adalet çok önemli bu konularda kendilerini güvende hissetmeliler.
Diğer taraftan Y Kuşağı çalışanlarının en çok şikayetçi oldukları konular, dikkatlerini toplamakta zorlanmaları, çabuk dağılmaları ve zamanlarını iyi yönetememeleri olarak karşımıza çıkabiliyor. Çalışanlar hızlı sonuç görmek istedikleri için kimi zaman eleştirel düşünmeden, yani sonuçları hesaplamadan harekete geçebiliyorlar. Ne olursa olsun keyifli, güçlü arkadaşlık ilişkileri ve iş-sosyal yaşamını dengeleyecek bir çalışma ortamı ile gelişimleri ve kariyerleri desteklenen Y kuşağı çalışanları şirketler için başarının anahtarı…
Fatoş ŞERİFAKİ, Deniz KILINÇ
Etiketler:
DK,
FŞ,
İnsan Kaynakları,
İş Zekası,
sosyal ağ
11 Eylül 2011 Pazar
Teknoloji Şirketlerinin Birbirlerini Satın Alma Stratejileri
Teknoloji şirketi satışlarını ve satın almalarını son dönemde sıkça flaş haber olarak duymaya başladık. Görüşmeler başlıyor, borsaya duyuruluyor, pazarlıklar 4-5 ay devam ediyor ve sonunda bomba patlıyor, bize de twitlemek düşüyor. :) Peki neden bir şirket diğerini satın alıyor? Bunun için bir veya birden fazla neden mümkün, gelin bir göz atalım;
Marketi kontrol altına almak için:
Örneğin, Online müzayede evi olan eBay’in, Online telefonculuk/iletişim şirketi olan ve tek kuruş geliri olmayan Skype’yi 2005 yılında 2 milyar dolara ($) satın alma sebebi ne olabilir? Bu sorunun cevabı Skype’nin ileride tek başına kazanacağı parayı eBay’in kazanma isteği olamaz, çünkü bu durumu analiz edip tahminleyecek bir Skype geliri ortada yok. eBay’in satın almasının tek nedeni Online Telefonculuk sektörünü kontrol altına almak istemesidir. Hepimiz biliyoruz ki kontrol paraya eşittir... Yine benzer nedenlerden Salesforce.com 212 milyon dolara ($) Heroku’yu satın almıştır.
Rekabeti ortadan kaldırmak için:
Örneğin, 2011 Şubat ayında UberMedia’nın TweetDeck’i 30 milyon dolara satın alınacağına dair çok güçlü duyumlar alınıyordu. Gerçekleşmeyen bu satın almanın Twitter açısından tehlikeli yanı Twitter’ın üçüncü parti uygulamalarını geliştirerek büyüyen, kendi kitlesini oluşturan ve kendi reklamlarını alarak gelir elde eden UberMedia’nın daha da büyüyerek Twitter için ciddi bir rakip haline gelecek olmasıydı. Eğer UberMedia TweetDeck’i satın almış olsaydı Twitter kitlesinin yüzde 20′sine sahip olacaktı. Twitter bu satın almayla beraber yüzde 11′lik TweetDeck kitlesini ele geçirdi ve hem kendi gücünü arttırdı hem de UberMedia’nın daha da güçlenmesine engel oldu.
Kilit çalışanları işe almak için:
Google, başlangıç aşamasında olan 2-3 kişilik şirketleri milyon dolarlara satın almasıyla ünlenmiştir. Bu şirketlerin yaratıcı fikirleri varsa, teknolojileri etkileyici ise, Google kültürüne ve girişimcilik ruhuna uygunsalar, bu çalışanları büyük bir firmada çalışmaya ikna etmenin tek yolu başlangıç aşamasındaki emeklerini satın alarak onları onore etmektir.
Yeni bir ürün yaratmak için:
Eğer büyük bir firmanın yaratmak istediği yeni ürüne küçük bir firma sahipse, büyük firmanın tercihi o ürünü sil baştan yaratmak yerine, o ürünü yaratan şirketi (veya ürünü) satın almak olacaktır/olmalıdır. Büyük firmanın maliyetleri de büyüktür, kıyaslandığında hemen her şey pahalıdır. Yeni ürün için yeni bir ürün yöneticisine, yeni bir proje yöneticisine, yeni bir yazılım ekibine, yeni testçilere, dokümantasyona, satış ve destek ekibi eğitimine ihtiyaç olacaktır. Ürünün ve/veya ekibin satın alınması, çok daha hızlı satışa geçmeyi mümkün kılacaktır. Aksi halde bu ürünün çıkışı 12-18 ayı bulabilir.
Diğer yandan da küçük firmanın geliştirdiği ürünün teknolojisi, kullanım standartları, kullanıcı alışkanlıkları, altyapısı vs. büyük firmaya uygun olmayabilir. Bu durumda büyük firma şu kararı vermelidir; Sıfırdan bu ürünü yaratmak mı, yoksa mevcut ürünü satın alıp onu şirket standartlarında yeniden paketlemek mi?
Google’ın Motorola Mobility’nin%63’lük hissesini 12 milyar dolara ($) satın alması bu kategoride değerlendirilebilir. Başta Apple, Microsoft ve Oracle olmak üzere birçok şirket, Google ve Google’ın lider mobil platformu Android’in üreticilerine patent ihlali davaları açarak Google’ın mobil patentlerinin eksikliğinden yararlanarak hem gelişen Android’den kar sağlamak hem de gelişmeyi durdurmak istediler. Bir süredir bu durum karşısında kayıtsız kalmasından dolayı eleştirilen Google, Motorola’yı ve dolayısıyla binlerce patentini satın alarak çok önemli bir adım atmış oldu.
Kaynaklar
Deniz KILINÇ
Etiketler:
Bilişim Yönetimi,
DK,
İş Zekası,
Pazarlama,
Strateji
5 Eylül 2011 Pazartesi
CAPTCHA
Captcha web ortamında formlara giriş yaparken, mesaj atarken, şifre geri alırken ya da bir siteye üye olurken gibi internette gezinirken bir çok yerde karşımıza çıkan yamuk yumuk ve farklı tekniklerle okunması zorlaştırılan ve insan ile botları ayırt etmek için Carnegie Mellon SoCS’da geliştirilen bir projedir. Peki neden okunması güçleştiriliyor, yamuk ve eğri yazılıyor, ya da neden insan ile botları ayırt etme gereksinimi duyuluyor?
Bu doğrulama uygulaması olmaksızın spammer kişilerin hedef seçtikleri sitelere zarar vermeleri, şifre kurtarma formlarında brute force saldırısı kullanarak şifre kırmak, botların mesaj formlarına reklam ya da zararlı linkler paylaşmaları çok çok daha kolaydı ve bu tarz olayların önüne geçebilmek için okunması zor, eğri, yamuk, farklı renklerde ya da deforme edilmiş halde kısaca resim işleme araçları ile botların tanımlayamayacağı ve sadece insanların ayırt edebileceği ve geçebileceği düşünülen bu doğrulama uygulamaları kullanılmaktadır.
Captcha uygulamarının yayılmasıyla anti-captcha uygulamalarının da karşıt gruplar tarafından geliştirilmesi kaçınılmaz oldu ve nihai savaş başlamış oldu. Tarafların yaptığı geliştirmelerle captcha uygulamaları daha komplex seviyelere evrimleşti. Gelin birlikte günümüzde kullanılan bir kaç örneğine bakalım:
Yukarıdaki resimde kullanılan captcha çok basit ve eski bir uygulama olup spesifik şekilde hedef alındığında çok kolay aşılabilir. Bu tarz captchaların aşılmaya başlanmasıyla, uygulamalar daha bulanık, eğri ve görüntüyü yabancı simgeler ve karalamalarla dolduran aşağıdaki gibi daha karmaşık oluşumlara evrimleşmeye itti.
Bu tarz uyarlamalar güvenlikli gözükse de farklı ve daha zorlu yaklaşımlara gereksinim duyulduğunu savunan ve aşağıdaki gibi çok daha kompleks uyarlamalar kullanmayı tercih edenler de mevcut.
Neyseki tüm siteler yukarıdaki gibi bir uygulama kullanmıyor J Kimileri bunun gibi zor uyarlamaları tercih ederken kimileri ise daha basit fakat yine de güvenlikten taviz vermeyeceği düşünülen daha farklı yöntemler kullanmakta. Aşağıdaki uyarlamada ki gibi geleneksel yamuk harf /rakam diziliminden ziyade işin içine resimlerin de katıldığı uygulamalar da mevcut.
Bazı uyarlamalar ise bu resim olayını bir adım daha öteye götürüp aşağıdaki türü ortaya çıkardı.
Kimi uyarlamalar ise bu tarz interaktiviteyi ilerletip bu sonuca vardılar. Fakat bu tarz uyarlamalar javascript ya da flash teknolojilerini kullandığı için kısıtlı ortamlarda kullanıldığında yedek bir doğrulama mekanizmasının olmasını gerektiriyor.
Web ortamında gördüğümüz üzere bir çok varyasyonu var, peki büyük abiler nasıl yaklaşımlar sergiliyor?
Yahoo daha geleneksel tarzda fakat daha bozunmuş yazı tipleri ile botları engellemeye devam ediyor.
Yazılım devi Microsoft ta benzer bir tarz kullanmakta ve de ses modu yardımını da desteklemekte. Okuyamayacak kadar karışık metin geldiğinde yeni resim isteme veya dinleme seçenekleri var.
Facebook tarafında da durumlar pek farklı değil.
Benim de site formlarımda kullandığım ve favorim olan ReCaptcha uyarlaması şu an için netteki uygulaması kolay, kullanışlı, güvenli ve özelleştirilebilir uygulamalardan biri. Google Captcha servisini satın aldıktan sonra eski kitap, gazete metinlerinin dijitalize edilmesinde kullanılmak üzere ocr çıktılarını insanlara doğrulatacak şekilde hizmeti ReCaptcha olarak yeniden düzenledi. Doğrulama sırasında daha önceden başkaları tarafından doğrulanmış bir kelime ve ikinci bir tanımlanamamış kelime beliriyor; önceden tanımlanmış kelimeyi eşleştirerek insan ayrımı yapıldıktan sonra ikinci kelimeyi de Google Kütüphaneleri ve başka ReCaptcha doğrulamaları için tanımlamış oluyoruz. Bu sayede captcha uygulamalarının doğrulanması sırasında kaybettiğimiz zamanı en azından yararlı bir işe, kitap okumaya çevrmiş oluyoruz.
Yazımızın bu bölümünde captcha uyarlamalarının gelişimini inceledik ve nasıl bir captcha kullanmamız gerektiğine dair ufak fikirler edindik. Makalemizin bir sonraki bölümünde basit bir captcha uygulamasını .Net ile geliştirip, Google ReCAPTCHA gibi bir kaç ücretsiz captcha hizmetinin web projelerimizde kullanımına göz atacağız. 2.Kısımda görüşmek üzere.
Cihan DEMİREL
Cihan DEMİREL
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Software as a Service (SaaS) Nedir?
Bu işin Türkçesi Servis olarak yazılımdır... Yani yazılımların servis olarak son kullanıcılara sunulması. Şimdi bunu açıklayalım.
Geleneksel yöntemle ihtiyaç duyduğumuz programları satın aldığımız cdler ile ya da setup dosyaları aracılığıyla bilgisayarlarımıza yüklüyoruz. Programın ihtiyaçları doğrultusunda yeni donanımlar, sunucular ve başka ürünler de (öreneğin veritabanı yönetim sistemi gibi) almamız gerekebiliyor. Örneğin bir resim düzenleme programına ihtiyaç duyduğumuzda hangi resim düzenleme programını kullanacağımıza karar veriyoruz ve programın kurulum dosyasını bir şekilde temin edip bilgisayarımıza yüklüyoruz. Bu programı kullanabilmek için de minimum sistem gereksinimlerini karşılamak zorundayız. Bu da yeni bir ekran kartı, bellek takviyesi ya da işlemci değişikliği gibi bir takım maliyetlerin ortaya çıkması anlamına geliyor...
Kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak ve onları bu tür maliyetlerden kurtaracak olan SaaS yaklaşımlı alternatif bir çözümde ise internet üzerinden sunulan bir hizmete web tarayıcı aracılığıyla abone olmak. Yani bu yöntemle yeni bir program alıp bunun kurulumunu gerçekleştirmiyoruz. Bunun yerine hizmetin sunulduğunu internet adresine erişip burada kullanıcı adı ve parolamızla oturum açtıktan sonra web tarayıcı üzerinden işlemlerimizi yapabiliyoruz. Bunun karşılığında da servis sağlayıcıya aylık ya da yıllık belirli bir ücret ödemesi yapıyoruz veya hizmet içerisinde barındırdığı reklamlar sayesinde ücretsiz olarak da sunulabiliyor. Bu konuda verilebiliecek güzel örneklerden bir tanesi Google docs olabilir sanıyorum...
Görüldüğü gibi SaaS ile ihtiyaç duyduğumuz programı kullanmak için yüksek maliyetli program lisanslarının satın alınması, makinelere kurumu, versiyon geçişleri ile yaşanabiliecek problemler, yeni donanım ihtiyaçları ve süper makinelere harcanan maliyetler ortadan kalkmaktadır. Sadece servis sağlayıcıya ödenecek abonelik ücretleri ve internet erişimi olan makinelerle çözüme ulaşılmaktadır.
Özetle avantajlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
| Kurumsal | Son Kullanıcı |
| Sunucu maliyetleri azalır | İnternetin olduğu her noktadan uygulamaya erişim mümkündür. |
| Bakım, güncelleme ve uygulama geliştirme maliyetleri azalır. | Verilerin yedeklenmesi ile ilgili sıkıntı hissedilmez. |
| Lisans maliyetleri ortadan kalkar. | Kullanıcılar arasında kolaylıkla veri paylaşımının mümkün olması. |
| Kullanılan süre(aylık/yıllık) karşılığı ücret ödemesi. | |
| Güvenlik maliyetleri sıfırlanır. |
Küçük ölçekli firmalar için çok avantajlı olarak görülmekle birlikte daha büyük firmalar için farklı sorular ortaya çıkmakta. Bunları da aşağıda toparladık:
· Şirketiniz yüzlerce başka şirketin kullanımı için tasarlanmış bir yazılıma güven duyabilir mi? (Schwab Technology)
· Kullanıcı ihtiyaçlarına göre konfigüre edilebilir programlar olsa bile, kodun kendisi herkes için aynıdır ve her müşteri için özelleştirilme gibi bir durum sözkonusu değildir. Bir müşterinin taleplerine göre yapılan geliştirmeler tüm müşteriler için de anında geçerli olur. Yani, bizzat yazılımın kendisi üzerine kurulu olan rekabet avantajını ya da farklılaştırmayı unutabilirsiniz. (Gartner Araştırma)
· Eğer bir SaaS uygulaması sadece bir saat süreliğine bile kullanılır durumda olmazsa, bu ciddi bir iş karışıklığına yol açar. Bunu yapabilecek servis sağlayıcıların olmadığını söylemiyorum. Fakat eğer biz onu kendi güvenilirlik ve kontrol seviyemizde yaparsak neye sahip olduğumuzu da biliriz.(Texas Instruments)
Kaynaklar:
Ali Sercan YILMAZ
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Freemium İş Modeli (Avantajları / Dezavantajları)
Yazılım sektöründe satış ve pazarlama konusunda oldukça başarılı iş modellerinden biri olan Freemium iş modeli kelime anlamı olarak; bir ürün veya hizmeti herhangi bir ücret almaksızın müşteriye sunmak ancak birtakım özellikleri, ek fonksiyonları, eklentileri, desteği ücret karşılığı sağlamak anlamına geliyor.
Ücretsiz (Free) ile Ayrıcalıklı (Premium) kelimelerinin birleşmesinden adını alan bu iş modeli ile ayakta duran,durmayı başaran gündelik hayatımızda kullandığımız birçok servis bulunuyor. Flickr, Yahoo!Mail, Linkedin, LastFm bunlardan birkaçı. Bu modele ücretsiz kayıt olunabilen online oyunlar örnek verilebilir. Kullanıcılar kayıt olduktan sonra oyun içindeki birtakım şeyleri para vererek satın alabilir, oyunda ilerleyebilirler.
Freemium iş modelini seçmenin servis/ürün sağlayıcı kişilere ya da şirketlere kazandırdığı belli avantajlar ve yarattığı dezavantajlar sıralanabilir. Özellikle “Free” olan ile “Premium" olan hizmetler arasındaki dengeyi korumak dikkat edilmesi gereken bir konu. Ürünün ücretsiz sunulan versiyonunun çok güçlü olması durumunda kazanç anlamında sıkıntı doğacak,ücretsiz versiyon ile Premium versiyon arasindaki uçurum farkı da değerlendirme amaçlı ürünü deneyen kullanıcıda negatif etki yaratacaktır. Bu sıkıntı Sınırlı Süreli (Evaluation/Trial Version olarak adlandırılan) Demo versiyonlar ile bir noktaya kadar aşılabilir ancak Demo versiyonda da kullanıcının ürün hakkında yeterince bilgi ve fikir sahibi olabileceği kadar süre ve fonksiyon bulunması da gerekir.
Avantajları :
Dezavantajları :
Freemium iş modeliyle geliştirilen bir projede dikkat edilmesi gereken hususlardan birkaçı şu şekilde sıralanabilir :
Proje maliyetleri düşük olmalı
Freemium iş modeli üzerinden başlanan bir projede yatırımın yatırımcıya dönüş süresi satabildiği ek özellikler, Premium hesaplar ile paraleldir. Bu sebepten proje maliyetinin düşük olması ilk başta ücretsiz olarak sunulan ürünün / hizmetin yatırımdan geri dönüşünde yatırımcıyı daha az yıpratır.
Hedeflenen pazar yeterince Premium müşteri sağlayacak kadar büyük olmalı
Premium ürünü satın alacak olan potansiyel müşteri kitlesi ve rakip ürünler/hizmetler göz önüne alındığında ya pazarda tek olunması gerekir ya da pazarın birden fazla ürünü kaldıracak kadar büyük olması beklenir.
Ürün ya da hizmet öğrenme kolaylığı,kurulma kolaylığı,kolay entegrasyon gibi birtakım özelliklerde pazarda iddialı olmalı
Bir ürün geliştirdiniz. Fikri yoktan var etmediyseniz büyük ihtimalle pazarda rakipleriniz olacaktır. Sizin ürününüzde bulunup rakiplerinizde bulunmayan eşsiz özellikler Premium kullanıcı sayısını ve gelirlerinizi arttıracaktır. Bu konuda iddialı olunabilecek kriterlere öğrenme kolaylığı, kurulum kolaylığı, uygulama, entegrasyon kolaylığı gibi özellikler eklenebilir.
Hedef müşteri kitlesini kazanabilmek için ücretsiz kullanıcılara temel fonksiyonların yanında Premium versiyondaki avantajlar,hizmetler bir noktaya kadar sağlanabilir
İnternetten ürünü ya da hizmeti ücretsiz olarak alan kullanıcılar temel fonksiyonlardan mahrum bırakılmamalıdır. Bırakılması halinde ürünün müşteri gözündeki değerinde,hem de satın alan kullanıcı sayısında ciddi düşüş kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca Premium versiyondaki özellikler belli süre dahilinde ya da kısmi fonksiyonalite ile ücretsiz olarak sunulabilir.
Onur ERSEN
28 Temmuz 2011 Perşembe
Verimli Sosyal Medya Süreçleri Oluşturmanın Yolları
Günümüzde şirket yöneticileri, şirket tanıtımlarının daha iyi olması ve ürünlerinin markalaşması açısından sosyal medya stratejisi oluşturmanın ve bu konuda ilerlemenin yolunun sosyal medyadan geçtiğinde hem fikirler. 2009 yılında sosyal medya kullanım oranı 2010 yılında iki katına çıkarak önemini daha da arttırdı. Society for New Communications ajansının 500 şirkette yaptığı araştırmasına göre;
· %91’i en az bir tane sosyal medya aracı kullanıyor.
· %80’i en az bir tane sosyal ağ sitesinde şirket sayfasına sahip.
· %57’si LinkedIn gibi bir site üzerinden ağ a sahip.
· %65’i şirket bloglarına sahip.
· %52’si Twitter hesaplarını aktif bir şekilde kullanıyor.
Bu sonuçların ardından sosyal medyada yer almayan şirketlerin eninde sonunda günümüze ayak uydurarak sosyal medyaya adım atması gerekecek. Sosyal medyada yer almadan önce planlı bir şekilde hareket edilmeli. Sosyal medya planı oluşturmanın yürütülmesi ve değerlendirilmesi için uzun bir zaman dilimi, zaman dilimi içerisinde ihtiyaç duyulacak maddi gereksinim ve yetenekli, donanımlı çalışanlara ihtiyaç duyulur ki bunlar da bugünün iş dünyasında en çok sorun yaşanılan detaylardır. Yetenekli çalışan bulunulsa, onun ihtiyacını karşılayabilecek bütçe ayarlanamayabilir ya da bütçede sorun olmasa bile ekip çalışmasına uygun olabilecek çalışan yoksunluğu yaşanabilir.
Şirketler zamandan ve maliyetten, sosyal medya süreçlerini etkili bir şekilde kullanarak nasıl tasarruf edebilirler?
1. Mevcut Ekip Gücünden Yararlanma
Müşterilere telefon ve çevrimiçi yazışma ile destek veren ekip çalışanlarını daha da etkin çalışma sergileyebilmeleri ve müşteri iletişimi konusunda daha da etkin olabilmeleri için şirketinizin ürünlerini bilen ekibin gerekli eğitimlerinin sağlanması zamandan tasarrufta çok önemli bir yere sahiptir.
Sosyal medya stratejisi geliştirilirken kim neyi, ne şekilde, hangi platformda yapmalı soruları zaman kaybına yol açmakta. Bu yüzden çoğu şirket bu konuda tecrübeli bir ortağa ihtiyaç duyarak onunla direk iş birliği içerisine girer ve sosyal medya yapı ve süreçlerinden kolayca zaman ve kazanç sağlatılır.
2. Sağlam Plan Oluşturulması
Sosyal medya programı geliştirmeye karar verilmeden önce triaj sisteminin ( şirketin nelere nasıl şekilde ihtiyacının olduğunun belirlenmesi ve bu yönde iyileştirme sağlanması ) kullanılması sağlam temele sahip plan oluşturulmasının ilk basamağıdır. Bundan sonraki adımda iletişim süreçleri sanılanın aksine daha da kolay olacaktır. En büyük önemli sorun planları alırken harcanan zaman. Kararlar almak için ya da uygulamaya konmadan önce süreç evraklarını ayrıntılı olarak hazırlamak için çok zaman harcamamak gerekli. Sosyal medya esnek ve hızlı bir süreçte ilerleyen, değişen bir mekanizmaya sahip olduğundan ne kadar hızlı ve sağlam planlar oluşturulursa o kadar sosyal medyanın meyvelerinden yararlanılır. Günümüzde çoğu şirket, etkili bir triaj sistemi kullanmakta böylece müşterileriyle her zaman kolayca iletişim halinde olup sorunlarına, isteklerine sosyal medyanın gücü sayesinde en kısa zamanda cevap verebilme yetisine sahip ve istedikleri yükselişe bir adım daha yaklaşmış oluyorlar.
3. Gerekli Araçlara ve Danışmanlara Harcanan Giderleri Azaltma
Araştırmalara göre çoğu şirket harcamalarının büyük bir oranını sosyal medya araçlarına ve danışmanlarına yapıyor. Çeşitli sosyal medya araçlarının işlevleri hemen hemen aynıdır. Eğer önemli araçların kullanımını şirket içerisinde doğru bölümlerde doğru yapısallıkta sağlatılırsa şirket verimliliği artar ve kullanımı yaygınlaşan belirli araçların kullanım tecrübesinin artmasıyla hem zaman kaybı engellenmiş olur hem de eğitim masraflarının azalmasıyla şirket giderlerinde azalma meydana gelir.
Şirketlerin sosyal medya planlaması için, şirket çalışanlarının şirketin politikasını ve işleyişini daha iyi bildiği düşünülürse, pahalı danışman ücretleri gereksiz harcamalar listesinde bir numarada olacaktır. Yöneticiler, çalışanlarına güvenmeli ve ekip ruhuyla gerekli sosyal medya süreçleri planlanmalıdır.
4. Nitelikli Yetenekleri Keşfetmek
Şirket içi nitelikli yetenekleri keşfetmek için, deneyimli sosyal medya ve toplum yöneticileri kiralamaktan kaçınılmamalı. Mesela verimli sosyal medya süreçleri oluşturmak için dışarıdan ekstra bir sosyal medya ekibi oluşturmak gerekmez ama uzun vade planlaması için bir tane sosyal medya uzmanı işe alımı, stratejik adımlar için fayda sağlarken gereksiz çoğu harcamayı engeller ve şirketin tanıtımında, şirket ürünlerinin markalaştırılmasında şirketin kendisine zarar verebilecek adımlardan kaçınılır.
5. Sosyal Medya Eğitim Programları
Sosyal medya uzmanlarının doğru bilgi ile yönlendirilmesi şirketlerin zaman kaybetmesini önler ve artı zaman kazanmasına da önayak olur. Şirket çalışanlarının, Sosyal Medya Eğitim programlarına katılmaları ile diğer meslektaşlarının hangi sosyal medya uygulamalarını kullandıklarını, içlerinden kendi şirketleri için en iyisinin ve en uygun olanının kararlaştırılmasını sağlar.
Kaynaklar:
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Web Dünyasının Büyüklüğü Tahmin Edilebilir mi?
Günümüzde interneti kontrol edebilen merkezi bir kontrol sistemi olmadığından, aktif web sayfalarının toplam sayısını açıklayabilmenin veya öğrenebilmenin herhangi bir yolu bulunmamakta. Kimsenin %100 kesinlikle aktif bulunan web sayfa sayısını söyleyemeyeceği gibi, maalesef gün içerisinde toplam kaç tane web sayfasının da aktive edildiğini söyleyebilme gibi bir imkanı yok.
Buna rağmen, ucu bucağı olmayan siber alanda web sayfalarının sayısı hızlı bir şekilde artmaya devam ederken, bazı kuruluşlar alınan domain isimlerini takip etmeye çalışarak web dünyasının büyüklüğü konusunda tahmini bir rakama sahip olmaya çalışıyorlar. Ancak alınan domain isimlerinin veri kayıtları bile tam olarak gerçeğe yakın bir tahminde bulunulmasını sağlayamıyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



